Pınar Karahan

tüm yazıları
e-posta gönder

Sevgi, erkek egosuna karşı

29.09.2017 Cuma

Jennifer Lawrence ve Javier Bardem’in başrollerini üstlendiği, Darren Aronofsky’nin yazıp yönettiği ‘Mother!’, erkek egosunun karşısına kadın sevgisi ve fedakarlığını koyuyor. İçine düştüğümüz kaosta, duyguların gerçekliğini sorguluyoruz

‘Siyah Kuğu’, Bir Rüya İçin Ağıt’ ve ‘Nuh: Büyük Tufan’ gibi iddialı filmlerde imzası bulunan yönetmen ve senarist Darren Aronofsky’nin yeni filmi ‘Mother!’ da diğerlerinden geri kalmıyor. Anlattıklarıyla rahatsızlık uyandıran Aronofsky, bu kez kamerasını bir orman içinde yaşayan çifte çeviriyor. Mother (Jennifer Lawrence) ve eşi Him (Javier Bardem) herkesten uzakta olan eski evlerine yerleşerek yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Daha doğrusu Mother kendini yuvalarını kurmak için adarken, tanınmış bir yazar olan Him, yeni kitabı üzerine çalışıyor. Ne var ki beklediği ilham bir türlü gelmiyor ve bir tek kelime karalayamıyor. İlahi adalet!

Bir gün eve gelen misafirler (Ed Harris ve Michelle Pfeiffer kısa rollerde oldukça etkileyiciler) ve ardından yaşananlar ile olaylar zinciri başlıyor. Him, gelen misafirlerin aslında ona hayran olduğunu öğrenip onları etrafında tutmak isterken Mother’ın endişelerini biz de duyuyoruz. Mahremiyet sınırları aşılıyor ve Mother bütün olaylar içinde tek başına kalıyor. Üzerine de sevdiği adamdan hamile kalıyor.

Yuvanın kalbi

Filmin oldukça iddialı ve güçlü bir yapısı var. Anlatmak istediğini ayrıntıların en dibine saklıyor. Görsel olarak çarpıcı olan filmde şiddet, seks, şölen ve yarı dini ritüeller var. Kaosun içinde buluyoruz kendimizi. Erkek bencilliği ile kadın sevgisi ve fedakarlığının arasında kalıyoruz. (Gerçek hayatta da pek yabancı olmadığımız bir durum) Yuvanın kalbini hissedebilen Mother’ın içgüdülerini biz de hissediyoruz. Bu açıdan, korku filmleri klişelerinin bir araya toplandığı bir film bekleyenler için büyük bir hayal kırıklığı yaşatacağına eminim.

Mother, üzüntülerini, sağlık sorunlarını sırf kocasının huzurunu kaçırmamak için saklayan bir eş. Filmi, Mother’ın gözlerinden ya da hemen yanından izleyerek onun neler yaşadığına yakından şahit oluyoruz. Filmde Lawrence’e büyük bir iş düşüyor ve o da bunun altından başarıyla kalkıyor.

Film boyunca, bu kadar yakından olayları görmek “Ben olsam ne yapardım?” sorusunu sormama neden oldu. İlk sahnelerde sıkılacağımı düşünürken, giderek yükselen tempo ve anlatılan konunun evrenselliği filme bağlanmamı sağladı. Finaldeki konuşmayı bir kenara not etmekten de kendimi alıkoyamadım. Sevilenin, kişi mi yoksa alınan ilgi mi olduğu sorgulamasını bir kez daha yaşadım. 

Güçlü karışım

Festival gösterimlerinde ağır eleştiriler alan, hatta yuhalanan filmini “Bence bu film çok güçlü bir karışım. Elbette bu tarz bir deneyimi yaşamak istemeyen insanlar olacaktır. Bu bir roller coaster ve defalarca dönmeye hazırsanız eğer size tat verir” sözleriyle savunan Aronofsky, bence amacına ulaşıyor. Filmi sevin ya da sevmeyin. Üzerine konuşacak ve düşünecek mutlaka bir şeyleriniz olacaktır.

Yazarın Önceki Yazıları

19.01.2018

Korkuya açılan altın kapı kazazede filmleri

05.01.2018

Nerede bu iyi insanlar?

29.12.2017

Renklerin özgür adamı

27.12.2017

Film değil de dizisi iyi gider

15.12.2017

Herkes için Star Wars

08.12.2017

Korku dünyası

24.11.2017

İzlenme rekorları kıran cinayetler

10.11.2017

Turgul’un mesajı 12’den vuruyor

03.11.2017

Efsaneler de düşer

27.10.2017

Savaşın kızı Ayla
daha fazlası...

Günün Yazarlar

Murat Çelik

2030 tarihli Hayal Gazetesi

Cem Ceminay

Sessiz sedasız başladı ‘Kurtuldum’ diye bitti