Kürşad Zorlu

tüm yazıları
RÖPORTAJ
e-posta gönder

Fırtına yaklaşırken…

23.08.2018 Perşembe
2019’a yaklaşırken Ortadoğu’da yeni bir savaşın ayak sesleri duyuluyor. Bu muhtemel savaşta gerek taraflar gerekse operasyonel mücadele, hibrid/melez bir içerik sunuyor. Bir ucunda İsrail diğer ucunda İran gibi gözükse de aslında çokça seslendirilen iki kutuplu dünyanın bölgesel yansımaları konumlanmaya çalışıyor. Bu kapsamda bölgedeki İngiliz senaryosunun devrede olduğunu unutmamak gerekiyor. Bazıları “İngiliz oyunları” diyor…
 
Çok açık ki ABD’nin Trump ile birlikte İsrail tezlerinin odağında yer alması, İran’ın Suriye’deki mücadelede milis güçleri ile sahada etkinleşmesi, Lübnan’daki varlığını tahkim etmesi ve Rusya’nın geri döndürülemez bölge dinamiği…
 
Adım adım yeni bir savaş kapımıza geliyor... Bu kez “vekaletler savaşı” resmiyet kazanacak. Yani her bir gücün saha hakimiyeti için öne sürdüğü unsurlar İsrail-İran bloğu arasındaki olası bir savaşın resmen öncü kuvvetleri olacaklar. Örneğin Suriye’nin kuzeydoğusunda 1000’lerce Tır mühimmat ile desteklenen YPG terör örgütünün varlığı salt Suriye içerisindeki süreçle ilişkilendirilmemeli. Bunu kendileri de açıktan yazıyor ve söylüyorlar. Düşünce kuruluşu Washington  Enstitü’den Binbaşı Ben Hour  ve Michael Eisenstadt  konuyla ilgili makalelerinde “Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD’ye bağlı küçük  birliğin  varlığı bile çok önemli. İran yanlısı Şii milislerin  İsrail ile olası bir savaş sırasında ön cep heye geçmesini engelleyebilecek ve geçiş yollarını sınırlandırabilecek” vurgusunu yapıyorlar. 
Bakıldığında YPG ve PKK ikisi aynı şeyler bizim için, yeni Ortadoğu coğrafyasının tanziminde taşeronluk görevi üstlenen terör örgütleri…Türkiye bu yaklaşımı uluslararası çevrelerde sıkça dile getirse de malum kesimlerin bizim tezlerimize en yakın cümlesi “Türkiye onları öyle görüyor.” şeklinde oluyor. Dolayısıyla bu karşı kampanyayı sürdürmenin dışında Suriye’deki saha unsurlarımızın varlığı ve etkisi son derece önemli. 
 
YPG unsurları şimdi bir de İdlib’de sürece eklemlenmek istiyor. Elbette bu onların öz kararı değil. ABD burada YPG üzerinde alan hakimiyetini artırmak ve İran konusunda İsrail’e daha geniş bir alan açmak istiyor.
 
Bu kapsamda İdlib’deki gelişmeler Türkiye açısından ciddi bir kırılma noktası olabilir. Astana ve Soçi’de alınan kararlar çerçevesinde Türkiye buraya 12 gözlem noktası kurdu. Geçen 3 yıllık süreçteki yer değiştirmelerle birlikte ciddi sayıda silahlı grubun (70 bine yaklaştığı belirtiliyor) İdlib’e geldiği dikkate alınırsa Türkiye’nin sırtına yüklenen sorumluluk çok ağır. Hem çatışmasızlığı önlemek hem de bu radikal grupları kabul edilebilir bir görünüme taşımak… Rusya bir an önce, hatta kış gelmeden İdlib’de makul bir çözüm istiyor. Bir de 2 milyona yaklaşan nüfusun yoğun bir çatışma ile Türkiye sınırına dayanması tehlikesi var. Buna karşın Türkiye’nin Afrin ve Fırat Kalkanı ile etkisini gösterdiği bir alan söz konusu.
 
Gerçekten İdlib’e çok dikkat etmeliyiz. Kasım’daki İran ambargosu kadar gündemimiz meşgul edecek bir meseledir. Özellikle de Suriye’de rejim ile ilişkilerin hangi noktaya evrilebileceğini daha fazla konuşacağımız bir zaman dilimindeyiz!

Yazarın Önceki Yazıları

31.10.2018

Türkiye işte bu yüzden farklı...

27.10.2018

“Gevşek Federasyon” bir tuzaktır…

25.10.2018

Bu milletin adı nedir?

20.10.2018

Gökoğuz’dan verilen tarihi mesaj

17.10.2018

Kaşıkçı olayında nasıl bir arka plan olabilir?

13.10.2018

Terörle mücadelede ihmal edilemeyecek nokta

10.10.2018

Türkistan, Türkiye için neden önemli?

06.10.2018

Suriyeli gerçeğiyle yüzleşmek

03.10.2018

Doğu Türkistan Meselesinde Ne Yapılmalıdır?

29.09.2018

Çin-Avrupa koridoruna bir adım daha
daha fazlası...