Güney Öztürk

tüm yazıları
e-posta gönder

Sen nasıl bir lidersin?

28.01.2018 Pazar
Uzak yoldan gelen meraklı dervişler, Mevlana’yı bulup sormuş: “Ey Mevlana, herkes sana ‘Alim’ diyor. Bu kadar okuyup yazarsın da ne bilirsin? Mevlana dönüp “Haddimi bilirim” demiş.
 
Bir kişinin liderliğe soyunmadan önce bilmesi gereken ilk şey “Okur mu, yoksa dinleyici mi” olduğudur. Çok ilginç değil mi? Çok az insan kendisinin bunlardan hangisi olduğunu bilir. Örneğin ABD eski Başkanı Eisenhower, dinleyerek değil de okuyarak anladığını asla bilememiş. Orduda generalken, basın toplantılarında kendisine sorulan sorulara gösterişli cümlelerle yanıtlar vererek kitleleri hayran bırakan Eisenhower; Başkan olduğunda basının alay konusu olmuş. Nedeni ise, generalken basın toplantısından önce askeri raporları, birliklerin durumunu vs. gibi şeyleri önceden çalışıp okuyarak hazırlanması, Başkanken ise bu imkanı bulamayışı imiş. Başkan olduğunda, danışmanlarının bilgilendirmelerini ya da kendisine yöneltilen soruları dinlemeden, sabırsızca karsısındakinin sözünü kesip, soru ile alakasız bildiğini söylemeye başlarmış Eisenhower... Eisenhower’in düştüğü bu durum aslında kendisinin, görevine okuyup da hazırlanan; dinlemekten zevk almayan bir insan tipi oluşundan ve bunun farkına varamamasından kaynaklanıyor. 
 
Winston Churchill ise okulda son derece başarısız bir talebeymiş. Çünkü ne okuyucu, ne de dinleyici imiş. O, yazarak öğrenirmiş.
 
2’nci adamlık da iyidir aslında
 
Gelelim ikinci konuya. Kimi, kaymakamken başarılıdır, vali yaparsın başarılıdır, milletvekili bakan olur çok başarılıdır ama aynı kişiyi başbakan yaparsın o başarıdan eser kalmaz. Şirket yönetiminde de bu geçerlidir. Adam çalıştığı departmanı uçurur ama CEO olunca pasif kalır. Cevabı aslında, Sen ikinci adam mısın, yoksa birinci adam mı? sorusunda saklıdır.
Bazı insanların ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar en iyi, emir altındayken çalıştıkları gerçeğini unutmayın. Kendinizle ilgili, varsa bu gerçeği mutlaka bilin. Böyle bir yapınız olduğunuzu bilmek sizi gücendirmemeli. Aksine güçlü kılmalı. 
 
Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nın Amerikalı askeri kahramanı General Patton... Patton Amerika’nın en iyi birlik komutanıydı. Ancak bağımsız bir komuta görevi için önerildiğinde, Amerikan Genelkurmay Başkanı -ve muhtemelen Amerikan tarihinin en başarılı insan sarrafı- General George Marshall, “Patton Amerikan ordusunun şimdiye kadar yetiştirdiği en iyi emir subayıdır, fakat en kötü komutanı olacaktır” demişti.
 
Bazı insanlar, bir ekibin üyesi olduklarında işlerini en iyi şekilde yaparlar, bazılarıysa yalnızken bunu başarırlar. İkinci adam olarak, birinci adamın aklına gelmeyen, pek çok yaratıcı fikir üretebilirsiniz. Gazetecilikte de öyle değil midir? Evet masada genel yayın yönetmeninden daha iyi başlık atan çok zeki gazeteciler olabilir. Ama unutmayın ki, genel yayın yönetmeni o başlıklardan en uygun olanı seçerek, sorumluluğu taşıyacak kişidir. 
 
Bir liderin kendisine sorması gereken önemli sorulardan biri “Bir karar alıcı olarak mı, yoksa bir ikinci adam olarak mı sonuçlar üretiyorum” sorusudur. Çünkü insanların büyük çoğunluğu, işlerini en iyi şekilde danışman olarak yerine getirir ama karar alma sorumluğunu ve baskısını üstlenemezler. 
 
Ölümü hak etmek 
 
Geçenlerde yazar bir ağabeyim “Ölümü hak etmek” üzerine konuştu. “Mezarlığın kapısına ‘Her canlı ölümü tadacaktır’, yerine keşke ‘Her canlı yaşamı tadacaktır’ yazsalar daha iyi olurdu” dedi. “Ölmeyi hak etti” bizde halk arasında kötü manada kullanılır. Halbuki üzerinde biraz düşününce tam zıttı çıkıyor. İnsan yaşamayı hak etmek kadar, ölümü de hak etmelidir. Çünkü ölüm, yaşamın en önemli olayıdır. Hayatta bir şeyler başarmış, iz bırakmış, varlık göstermiş olarak dünyadan göçüp gitmeli..
Yaşayan ölü olarak değil.
 
“Ölümü hak etmek... Ölen insanların pek çoğunun ölümü hak ederek ölmüş olduklarına inanmıyorum. Ölüm, insanın ulaşabileceği en üst düzey, en yüce, en ulu yer bence... Çünkü yaşamın en olgunluğunda ölüyoruz. Bu yüce, bu ulu, bu en üst düzeydeki yere layık olarak, ölümü hak ederek mi ölüyoruz? Hak edilmesi en zor şey ölümdür. Bence ölünce, ölümü hak etmiş olmayı isterim. Kaç ölü, ölümü hak etmiştir? Ölümü hak etmemiş olanlar, yaşamışlardır ama, yaşadıkları yaşamı da hak etmemişlerdir. Ölümlerini hak etmiş olanlar ancak yaşamlarını da hakketmiş, hatta yaşamdan alacaklı kalmış olurlar” diyor Aziz Nesin...
 
Ve Montaigne ile veda edeyim: Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin. 

Yazarın Önceki Yazıları

27.09.2018

21. yüzyılda ne ile karşı karşıyayız?

23.09.2018

21. yüzyılda ne ile karşı karşıyayız?

09.09.2018

Yırtık 5 Euro nasıl kendini tamamladı!

02.09.2018

Az sus da maçı izleyelim

26.08.2018

İyi uyu, iyi yönet!

19.08.2018

Boyalı kuş olmak mı olmamak mı?

12.08.2018

Duvardaki tuğla olan evlatlarımız

05.08.2018

Ok tşşk! Hyr deilim..

29.07.2018

Fazıl’ın 20 yıldır çalıştığı müzisyen: Chopin

22.07.2018

Tam zamanında yaşamak!
daha fazlası...

Günün Yazarlar

Gökhan Dinç

Kabak tadı verdi

Ali Ağaoğlu

Merkez Bankası beklemeli mi?

Müge İplikçi

Yaşlanmak ve yaşlılık

Ercan İnan

Urfalılar’ın hızına ayakkabı mı dayanır?

Oya Doğan

Engin Akyürek ve Beren Saat 1 numara!

Güntekin Onay

Deplasmanda yine kayıp