Güney Öztürk

tüm yazıları
e-posta gönder

Dünya yuvarlak zorlamayın!

26.11.2017 Pazar

ABD’de hafta içinde “Uluslararası Dünya Düzdür” konferansı yapıldı. Kuzey Caroline’daki etkinliğe 400 kişi, adam başı 1000 TL ödeyerek katıldı. Örgütün 43 bin mensubu varmış, şaşırmadım az bile.

Şimdi sokağa çıkıp “Dünya’nın yuvarlak olduğu NASA uydurmasıymış” desem, üç kişiden biri “Biliyordum zaten” der. Peki insanoğlu Uzay Çağı’nı yaşarken, niye bu boş inanışların peşinden koşuyor?  
 
Çünkü gerçek hayattaki felaketler öyle adaletsizce, öyle tutarsız ve kaba şiddetle incitiyor ki bizi, buna isyan ediyoruz. Bizi koruyan ve kollayan biri olmalı, olsun istiyoruz. Bir kurtarıcı çıksın, ruhumuzu beslesin, inanıyoruz. İnanç duvarımızı sarsan her şeye ise kızıyoruz, reddediyoruz.  Şöyle ki;
 
Kopernik ile başladı
 
Rahip bilim adamı Kopernik (1473-1543), gezegenlerin güneşin çevresinde döndüğünü söylediğinde, Ortaçağ Avrupa’sı ayağa kalktı, kilise tarafından suçlandı. Protestanlığın kurucusu Refwormcu Luther bile, Katolikler’den sert çıkıştı ona; “Halk, göklerin, evrenin, Güneş’in, Ay’ın değil de, Dünya’nın döndüğünü kanıtlamaya çalışan ne idüğü belirsiz bir yıldızcıya kulak veriyor. Bu budala, astronomi bilmini tepetaklak etmek istiyor, ama Kutsal Kitap bize, Jashua’nın Dünya’ya değil, Güneş’e olduğu yerde durmasını buyurduğunu söylüyor”  dedi. (Not: Jashua’nın, İsrail-Amor savaşında Rab’bine seslenerek dönmekte olan Güneş’i gün boyu gökyüzünde asılı bırakmasını kast ediyor) 
Kopernik’in insanın kainatta daha az önemi olduğunu kanıtlamak gibi bir derdi yoktu, bir rahip olarak inanç problemi de yaşamıyordu. Ama gezegenimizin, evrenin merkezi olma durumunu yitirmesi, bu gezegende yaşayanların da önemlerini yitirdiklerini akla getiriyordu.  
Sonra koyu Protestan Kepler (1571-1630) çıkıverdi. Gezegenlerin Güneş çevresinde dairesel değil, eliptik döndüklerini, gece-gündüzün de Dünya’nın kendi çevresinde dönüşü ile oluştuğunu söyledi. ‘Koyu Protestan’ diyorum çünkü Güneş’in, Kutsal Ruh’un bedeni olduğuna yürekten inanıyordu Kepler.
 
Galileo ve engizisyon
 
Başka bir rahip olan İtalyan Galileo (1564-1642) ise fizikte dinamik dediğimiz yerçekimi  kanunlarını bulmakla kalmadı, teleskopu da ilk o kullandı. Ay yüzeyinde dağlar vardı, daha da korkuncu Güneş’in lekeleri vardı!.. Bu, Tanrı’nın yarattıklarının pürüzsüz ve lekesiz olmadığını göstermeye yönelik iğrenç bir girişimdi. Dünyamızın birçok gezegenden, onların da Güneş’ten daha küçük olduğu hatta Güneş Sistemimiz’in Samanyolu’nun engin sonsuzluğunda minicik bir yer kapladığı ve evrende sayısız Samanyolu olduğu ortaya çıkınca, her şey altüst oldu. Bizim, belki de evrenin amacı olmadığımız düşüncesini akla getirdi. Eğer biz evrenin amacı değilsek, başkası da olamaz, öyleyse evrenin belki de hiçbir amacı yok diye düşünüldü. Engizisyon yargıçları harekete geçti, Galileo’yu 1616 ve 1632’de iki kez yargılayıp müebbete, sonradan ev hapsine mahkum etti. Galileo bu “bilimsel saçmalıkları” reddederek, “bir daha yapmayacağım” diyerek paçayı kurtardı. İlk mahkeme görüldüğünde henüz Giordano Bruno’nun diri diri yakılmasının üzerinden 16 yıl geçtiğini unutmamak gerek. İtalyan gök bilimci Bruno, başka Güneşler ve o Güneşler’in çevresinde dönen başka gezegenler ve dünya dışı hayatlar olduğunu söylediği için kilise tarafından sekiz yıl işkence görmüş ve “kanı akıtılmaksızın eziyet edilerek” ölüm cezasına çarptırılmıştı. 
 
Başka gezegenlerde oturanların Nuh’un soyundan gelmeleri veya Kurtarıcı İsa’ca bağışlanabilmeleri söz konusu olabilir miydi? Tıpkı bizde bir hocanın “Mars’ta Kıble’yi nasıl tayin edeceğiz” sorusuna “Mars’a yerleşmek Müslümanlara caiz değil” demesi gibi.
 
Sadece 1450-1550 arasında Almanya’da bilimle uğraştıkları için çoğu diri diri yakılan 100 bin “büyücü” öldürüldü. Fransa ve İngiltere’de de din adamlarının kışkırtmasıyla yapılan cadı avlarındaki ölüm sayısı bundan farksızdı. Son “cadı” İngiltere’de 1682’de, Fransa’da 1718’de yakıldı. 
1348’de Avrupa’da veba hortladığında, Tanrı’nın öfkesini yatıştırmak için kullanılan yollardan biri de Yahudi öldürmekti. Bavyera’da 12 bin, Erfurt’ta 3 bin, Strasburg’ta 2 bin Yahudi yakıldı. 1760’larda veba ve çiçek aşısı bulunduğu zaman da aynı kilise bu kez aşı yaptırmayı “Göklere, hatta Tanrı’nın sistemine başkaldırma” saydı. Hatta Anglikan kilisesi “Hazreti Eyüb’ün çıbanlarının şeytanın yaptığı aşıdan ileri geldiğine kuşku olmadığını” açıkladı. Fransız Sorbonne Üniversitesi bile dini gerekçelerle çiçek aşısının uygulanmasını yasakladı. 

 

Başa dönersek, tarih; Dünya’yı düz ilan edip mürit toplayan ya da benzer boş inançlarla “yolunu bulanlarla” dolu. Onların yolundan gidenlere, Roma’da yakılan Bruno’nun ağzından çıkan şu sözleri hatırlatmak isterim; “Ey ahali! Tanrı, iradesini kullanmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanır.”

Yazarın Önceki Yazıları

22.04.2018

Bir sürü insan yine de ıssızlık

15.04.2018

Hasta la vista* insanlık!

08.04.2018

Elveda Dedektif Günther...

01.04.2018

Espiyonaj dünyasına Putin kuralları geldi

25.03.2018

Facebook seçim kazandırır mı?

18.03.2018

Hakimler neden sabahları beraat öğleden sonra hapis veriyor?

11.03.2018

Kemerlerinizi bağlayın yıldızlara yelken açıyoruz

04.03.2018

Uçak yolcusu ne istiyor?

25.02.2018

Uçak yemekleri neden tatsız tuzsuzdur?

18.02.2018

Mağara adamı ile yarışsak kim yener?
daha fazlası...

Günün Yazarlar

Kürşad Zorlu

Muhalefetin stratejisi ve endişeler

Güngör Mengi

Meclis kavgaları ve seçim!