Ercan Çitlioğlu

tüm yazıları
e-posta gönder

Kaşıkçı ve Ecyad Kalesi

12.10.2018 Cuma

“Can sıkmanın sırrı her şeyi anlatmaktır.”

Voltaire

İstanbul’da, Suudi Arabistan Konsolosluğuna girdikten sonra buharlaşan ve başına ne geldiği mutlaka açığa çıkacak Cemal Kaşıkçı her nedense bize yakın geçmişte buharlaşan başkaca şeyleri anımsattı. Örneğin 1781 yılında Kabe-i Mükerreme’yi asi kabileler ve bedevilerden korumak üzere Osmanlılar tarafından Mekke’de inşa edilen Ecyad (al-Ajyad) kalesinin 2002 yılında bir gecede buharlaşması gibi...

Mekke’de, Osmanlı döneminden kalma son eserlerden birisi olan Ecyad kalesi, Suudilerin Osmanlı izlerini bilinçle silme politikasının kurbanı olmuş, Türkiye ve UNESCO’nun tepkilerine rağmen bir gecede buldozerlerle yıkılarak yerine lüks oteller, iş merkezleri ve rezidanslar (Zem Zem Tower) yapılmıştı. Hem de yıkılan kalenin aslına uygun olarak yeniden inşa edileceğine ilişkin Türkiye’ye verilen söz yerine getirilmeyerek...

Ecyad kalesinden Suudiler niçin rahatsızlık duydular diye merak edilecek olursa, tarih bize şunları söylüyor. Mekke Emiri Şerif Abdülmuttalib, 1850 yılında Osmanlı’ya isyan ederek Taif ve ardından Mekke’yi işgal eder. Ecyad kalesinde konuşlu Osmanlı askerleri bir gece baskını ile Şerif Abdülmuttalib’i yakalayarak İstanbul’a gönderirler. Ancak Şerif, peygamber sülalesinden geldiği için diğer isyancılar gibi “başı vurulmaz”, ev hapsine mahkum edilir ve isyan bastırılır.

Emir Şerif’i yakalayan askerlere kışla görevi yapan Ecyad Kalesi’nin aradan yaklaşık 150 yıl geçtikten sonra yıkılmasının arkasında böylesine ilkel bir intikam duygusu vardır.

Ne var ki Osmanlı’nın izleri Mekke’de yalnızca Ecyad kalesi ile sınırlı değildir. İkinci Abdülhamid’in, hac farizasını yerine getirmek için Mekke’ye gelen fakir hacıların konaklamaları için yaptırdığı ve Cervel Kalesi olarak anılan bir misafirhane vardır. Bu misafirhane de Suudilerin hışmından kurtulamaz ve yerine otopark yapılır.

Sıra her yıl yüzbinlerce müslümanın ziyaret ettiği Kabe’nin çevresini kuşatan, projesini Mimar Sinan’ın yaptığı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Mehmet Ağa tarafından inşa edilen (1590) revaklara gelir. Alan genişletme gerekçesi ile revaklar 2012 yılında sökülür. Ancak dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ricası üzerine restore edilerek eski yerlerinden 20 metre geriye yeniden monte edilir (2016).

Bosna’da, savaşta zarar gören Osmanlı eserlerini restore ediyor görüntüsü altında yıkıp yerlerine Fahd Kültür Merkezleri inşa eden, Osmanlı mimari tarzı, bir kültür ve tarihi paranın gücü ile yok etmekte en küçük bir sakınca görmeyen Suudi Arabistan için uymakla yükümlü oldukları Viyana Sözleşmesi ve Cemal Kaşıkçı nedir ki?

Hazreti Hatice’nin yaşadığı evi yıkıp, Osmanlıya karşı Arapları örgütleyen İngiliz Casusu Lawrence’in (Lawrence of Arabia) yaşadığı evi müzeye dönüştürerek ilkelliğin ucuzluğunu bir türlü aşamayan Suudilerle, Türkiye’ye olmadık suçlamalar yönelterek hakaret etme cüretinde bulunan yakın dostları BAE Emir ve Bakanlarını gerçek yüz ve niyetleri ile tanımak için Cemal Kaşıkçı olayı kulaklarda bir küpe olarak yerini almış olsun... Bu arada belirtelim ki, Suudilerin arkalarında bu kadar iz bırakmaları eğer uluslararası bir sorun yaratma ve mesaj verme amacına yönelik değilse bir operasyon ancak bu kadar amatörce yapılabilirdi...

Yazarın Önceki Yazıları

30.10.2018

Eastmed hattı ve 12 mil sorunu -2-

26.10.2018

Eastmed hattı ve 12 mil sorunu -1-

23.10.2018

Çuvala sığmayan mızrak...

19.10.2018

Hayatın olağan akışı…

16.10.2018

‘Bir gece ansızın gelebiliriz...’

12.10.2018

Kaşıkçı ve Ecyad Kalesi

09.10.2018

Yalan rüzgarı…!

05.10.2018

İran’da neler oluyor..?

02.10.2018

Fırat’ın doğusu..

28.09.2018

Fırat’ın doğusu -1-
daha fazlası...