Başbakan Yıldırım'dan çok önemli çağrı: Ne istiyorsanız...

Başbakan Yıldırım MÜSİAD'ın Vizyoner 2017 programında konuştu.

11.10.2017 Çarşamba 20:23
Güncellenme: 11.10.2017 22:15
AA
Başbakan Binali Yıldırım, bir ülkenin büyümesi ve  önüne koyduğu hedefleri gerçekleştirmesinin olmazsa olmaz şartının, o ülkede  idareye duyulan güven ve ülkedeki, yönetimdeki istikrar olduğunu belirterek,  "Türkiye, son 15 yılın bu sağladığı imkandan dolayı çok büyük kazanımlar elde  etmiştir. Bir Türkiye, üç Türkiye olmuştur. " dedi. 
 
Yıldırım, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) "Vizyoner  2017 Programı" gala yemeğinde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin sanayileşme ve  kalkınma sürecine çok önemli katkılar sunan MÜSİAD'ı tebrik ederek, başarılar  diledi.
 
İzmir Aliağa'daki TÜPRAŞ'ta yaşanan iş kazası sonucu hayatını  kaybedenlere Allah'tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı dileyen Yıldırım,  "Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız mesele ile ilgili hemen gereken  adımları attı, kapsamlı bir soruşturma başlattı. Tabi ki hedefimiz hiç iş kazası  yaşanmayan, hiçbir emekçinin hayatını kaybetmediği bir iş dünyası, bir iş alemi  sağlamak." dedi.
 
Türkiye'nin ne büyük zorluklardan geçerek bugünlere ulaştığını ifade  eden Başbakan Yıldırım, "1990 ve 2000 yılları arasındaki dönemde dünyada kriz  falan yok, dünyada bir sorun yok. Sorun nerede? Türkiye'de. Niye Türkiye'de sorun  var? Çünkü Türkiye'de istikrar yok, güçlü iktidar yok. O yüzden de Türkiye,  1990-2002 yılları arasında yüzde 3 ancak büyüyebilmiş. Her şey var, dünya krizi  yok. Dünya büyümeye devam ediyor ama Türkiye o yarışta geri kayıor. Sebebi belli.  Güçlü iktidar yok, iç meseleleriyle enerjisini tüketen bir Türkiye var." diye  konuştu.
 
Yıldırım, 2003-2016 yıllarında ise küresel krizlerin yanı sıra ülkede  üretilen krizlerin olduğunu anlatarak, konuşmasına şöyle devam etti:
 
"Her ikisi birleştiği halde, güçlü iktidar, sürekli istikrar olması  dolayısıyla ortalama büyüme yüzde 5.6. 1990-2000'li yılların iki katı büyüme  sağlıyoruz. Dünya büyümesinin de iki katından fazla büyüme oranına sahibiz.  Buradan anlatmaya çalıştığım şey şu; bir ülkenin büyümesi ve önüne koyduğu  hedefleri gerçekleştirmesinin olmazsa olmaz şartı, o ülkede idareye duyulan güven  ve ülkedeki yönetimdeki istikrardır. Türkiye son 15 yılın bu sağladığı imkandan  dolayı çok büyük kazanımlar elde etmiştir. Bir Türkiye, üç Türkiye olmuştur.  Bütün göstergelerde bunu görmek mümkündür. 2002'de satın alma paritesi gücüne  göre Türkiye'deki kişi başı milli gelir, AB'nin kişi başına milli gelirinin yüzde  37'sini oluşturuyordu. Bugün ne oldu bu oran? Yüzde 62. Demek ki Türkiye, AB ile  aradaki refah açığını kapatıyor. "
 
Küresel ekonomik krizin 2008'de başladığını, hala da bitmediğini  belirten Yıldırım, "Türkiye, 7 milyon 600 bin vatandaşına iş sağlamış. Bu ne  demektir? Her yıl ortalama 950 bin vatandaşımıza yeni iş, aş imkanı oluşturduk ve  2010-2017 dönemi itibariyle OECD ülkeleri arasında, istihdam oluşturmada bir  numara olduk." dedi.
 
Başbakan Yıldırım, 2002'de enflasyonun AK Parti iktidara gelmeden önce  yüzde 35 olduğunu, önceki yıllar yüzde 60-70'e kadar çıktığını söyledi.
 
2004 yılında, ülkenin siyasi tarihinde 34 yıl aradan sonra tek haneli  enflasyonla Türkiye'nin tanıştığını anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:
 
"2012 yılında ise son 44 yılın, en düşük enflasyonu gerçekleşti yüzde  6.2. 2002 yılı itibariyle yüzde 11.5 olan merkezi bütçe açığının milli gelire  oranı yüzde 11.5'tu. Şimdi yüzde 1.1 seviyesinde. Yani Maastricht kriterlerinin  oldukça altında. Maastricht kriterlerini koyanlar, bu kritirleri aşan kendileri  oldular. Bize nasihat çekenler şimdi o kriterlerden hiç bahsetmiyorlar.
 
Merkezi yönetim harcamalarının yüzde 43.4'ü, yarıya yakını nereye  gidiyordu? Faize. Bütçenin yüzde 44'ü faize gidiyordu. 2016'da bütçenin yüzde  8.6'sı faize gidiyor. Vergi gelirlerine baktığımızda da durum vahim. Yüzde  85.7'si faize gidiyor. Bugün ne kadarı gidiyor? 2016 sonu itibariyle yüzde  10,9'u. Faiz giderlerinin milli gelire oranına baktığımızda 2002'de, faiz  giderlerinin milli gelire oranı yüzde 14.4. 2016'da 2'nin altına düşmüş, yüzde  1.9. Faiz giderlerinin milli gelire oranı aynen kalsaydı, yani yüzde 14.4 olarak  devam etseydi, 2003-2016 yılları arasında bu ülke dişinden, tırnağından  arttırdığı, sizlerin derleyip, toplayıp biriktirdiğiniz paraların toplam 2  katrilyon 6 trilyonu faize gidecekti. Faizi düşürdüğümüz biz ne kadar ödedik? 701  milyar ödedik. Hala yüksek. 701 milyar da az değil. Ama 2.6 katrilyonla  kıyasladığımız zaman çok önemli bir tasarrufu sağlamış oluyoruz. Ne demektir? 1.9  katrilyon fazladan faize ödemekten bu ülkeyi kurtardık. Nereye gitti bu paralar?  Bu yollar nasıl yapıldı? Hastaneler, okullar, köprüler, tüneller... İşte bu faize  verilmeyen, faizcilere verilmeyen, arttırılan 1.9 katrilyon parayla yapıldı."
 
Yıldırım, faiz ödemelerini azaltarak oluşturdukları bu tasarruflarla  ülkenin, vatandaşın ihtiyacı olan hizmetleri gördüklerini aktardı.
 
Yine 2002 yılında kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 72  olduğunu belirten Yıldırım, "Bir senede derleyip, topladığı paraların yüzde  72'sini, üçte ikisinden fazlasını, borca ayırmak zorunda. 2016'da ne kadar? Yüzde  28. Bu durumda Avrupa'nın borç yükü bakımından en iyi ülkesi Türkiye.  1992-2002'de Türkiye'ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı, 11.6 milyar dolar. Bu  ne demektir? 1 milyar dolar civarında yılda para girmiş. Peki 2003-2016 arası ne  olmuş? 180 milyar dolar. 2017'yi de dahil ederseniz bugüne kadar 186 milyar  doları bulmuş. Bu nereden oluyor? Güveniyor. Ülkenin geleceğine yatırımcı  güvenirse gelir para koyar. Yoksa bizi çok sevdiğinden kimse parasını getirip  buraya yatırmaz. Öngörülebilirlik, vizyoner... Vizyon demek, geleceği okumak,  geleceği görmek, gelecekle ilgili tahminleri yapmak, ona göre iş tutmak." diye  konuştu.
 
Başbakan Yıldırım, 2017 sabit fiyatlarıyla devletin bir yılda 60  milyar liralık yatırım yaptığını anlatarak, şöyle devam etti:
 
"2017'de 128 milyar liraya çıkmışız, yıllık yatırım. Tam bir kat fazla  ama özel sektörünkine asıl dikkat çekmek istiyorum. Biz, iki katına çıkarmışız.  Siz ne yapmışsınız? 2002 yılında 182 milyarlık bir yılda yatırım yaparken,  2017'de 4 kat artırmışsınız 801 milyar lira yatırım yapmışsınız. Ülkeyi  kalkındıran, ekonomiyi büyüten, istihdamı arttıran yine sizsiniz. Biz sadece  organizasyon yapıyoruz. Rakamlar ortada. Biz alt yapı yapıyoruz. Yolu biz  yapıyoruz, havaalanını biz yapıyoruz, okulu, hastaneyi biz yapıyoruz. Ama onun  üzerindeki araçları, makinaları, üretimi siz yapıyorsunuz. Rakamlar bunu ortaya  koyuyor. Kamu, zannederler ki dünyanın yatırımını yapıyor. Asıl yatırımı özel  sektör yapıyor, devletin sesi çok çıkıyor. Gizli kahramanlar, sessiz kahramanlar  bu salonda. MÜSİAD yapıyor, diğerleri yapıyor. Bu ülke için taş üstüne taş koyan  herkesin, başımın gözümün üzerinde yeri var. Yeter ki çalışın, üretin, bir  vatandaşımıza daha fazla iş verin. Ne istiyorsanız emrinizdeyiz."
 
Başbakan Binali Yıldırım, gençlere iş bulmak  gerektiğini, iş bulamayan gençlerin ülkeye gönlünün kırıldığını ve geleceğe olan  ümidinin azaldığını vurgulayarak, "Bunu da terör örgütleri çok iyi kullanıyor  maalesef. Ama Allah'a şükür orada da büyük mesafe aldık. Bakın 2016'da dağa  çıkarılan genç sayısı 600 iken 2017'de sadece 70. Orada da önemli gelişmeler var  ama o güvenlik boyutuyla alınan tedbirlerle sürdürülebilir değil, arkasından o  gençleri hayata bağlamamız lazım, onun için daha çok çalışacağız, daha çok  yatırım yapacağız, daha çok üretim yapacağız, daha çok ürettiğimizi satacağız."  dedi. 
 
Başbakan Yıldırım, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)  "Vizyoner 2017 Programı" gala yemeğinde gençlere iş bulmak gerektiğini anlattı.
 
İş bulunamadığı zaman gençlerin ülkeye "gönlünün kırıldığını, geleceğe  olan ümidinin azaldığını" aktaran Yıldırım, "Bunu da terör örgütleri çok iyi  kullanıyor maalesef. Ama Allah'a şükür orada da büyük mesafe aldık. Bakın 2016'da  dağa çıkarılan genç sayısı 600 iken 2017'de sadece 70. Orada da önemli gelişmeler  var ama o güvenlik boyutuyla alınan tedbirlerle sürdürülebilir değil, arkasından  o gençleri hayata bağlamamız lazım, onun için daha çok çalışacağız, daha çok  yatırım yapacağız, daha çok üretim yapacağız, daha çok ürettiğimizi satacağız.  Aradaki makası kapatacağız." ifadelerini kullandı.
 
Türk ekonomisinin bir ticaret bir de bütçe konusunda açığı olduğunu  vurgulayan Yıldırım, bu iki açık ne kadar küçültülürse ekonominin o kadar  büyüyeceğini, para piyasaları ve finansla ilgili göstergelerin o kadar  güçleneceğini, geleceğe bakışın kuvvetleneceğini ve kendinden de o kadar emin  olunacağını ifade etti.
 
Kamu ve özel sektör ortak yatırımları
 
2002 yılında 242 milyar liralık toplam yatırım olurken 2017'de bu  tutarın 929 milyar liraya çıktığını belirten Yıldırım, bu rakamda özel sektör ve  kamu yatırımlarını birleştirdiklerinin altını çizdi.
 
Binali Yıldırım, "Özet: Kamu-özel, 15 yıllık iktidarımızda bu ülkede  yaptığımız yatırım, 9 katrilyon 200 trilyon lira. Sizin yaptığınız, bizim  yaptığımız hepsini birleştirdik 9,2 katrilyon. Bunu milli gelire böl ne çıkıyor?  3,5. Milli gelirimiz ne kadar? Geçen seneki 3 katrilyona yakın. Bunu böldüğümüzde  'Türkiye nasıl üç kat büyüdü?' diyenlere selam olsun, işte rakamlar ortada." diye  konuştu.
 
Bunların devletin kayıtlarından çıkan rakamlar olduğunun altını çizen  Yıldırım, kayıtdışının ise bu rakamlara dahil olmadığına dikkati çekti. Kayıt  dışılığın hükümetleri döneminde yüzde 50'lerden yüzde 30'lara gerilediğine  değinen Yıldırım, şöyle devam etti:
 
"Yine de kayıtdışılık var. Bizim gibi büyüyen ekonomilerde,  öngörülebilirliğin zaman zaman ölçülemediği ekonomilerde bu olabilir, bunu da  gözardı etmememiz lazım. Bunun ötesinde devlet-özel sektör işbirliği var. Bu  model de hükümetimiz döneminde çok gelişti. Özellikle büyük projeleri biz  -kamunun kaynağı yetersiz- yapamıyoruz. Onun için bu modeli hükümetimiz döneminde  ulaştırma yatırımları başta olmak üzere, sağlıkta, eğitimde kullanmaya başladık.  Bu şekilde yaptığımız yatırımların da bir kıyasını yapalım. Biliyorsunuz merhum  Özal döneminde başladı bu yap-işlet-devret projeleri. Kamu-özel ortaklığının ilk  başladığı yıllar, 1986 yıllarıdır. 1986'dan 2002'nin sonuna geldiğimizde, 16  yıllık dönemde sadece 11,4 milyar dolarlık 67 proje kamu-özel ortaklığıyla  yapılmış. 2002'den bugüne 48,7 milyar dolarlık proje gerçekleştirilmiş, parasal  olarak, proje sayısı da 154. 67'den 154'e, 11 milyardan 49 milyar dolara çıkmış.  Hükümetlerimiz döneminde gerçekleştirilen yap-işlet kapsamındaki projeler için,  devlete projeyi yaptırdık, başladı çalışmaya, iş görüyor, yetmez devlete ödenecek  pay 70,7 milyar dolar, işletme süresince. Hani diyorlar ki 'Bunları pahalı pahalı  yaptırıyorsunuz, devlet bunlara çuval çuval para ödüyor.' İşte söylüyorum, 48  milyarlık yatırım yapmışız, 71 milyar dolar üstüne para alıyoruz. Hem de eseri de  alıyoruz. Süre bitiyor köprü de benim, havaalanı da benim, hastane de benim.  Bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor. Ne yapalım, bu memleket böyle. Herkes  uzman."
 
 Başbakan Yıldırım, yap-işlet-devret projelerinden 70,7 milyar dolar  alırken 10 milyar dolar da ödeme yapacaklarına işaret ederek, "70'ten 10'u çıkar,  60 milyar cepte, Allah bin bereket versin. Hesapları Lütfi yaptı. Eğer yanlış  yaptıysan Lütfi canına okurum. Lütfi Elvan, Kalkınma Bakanımız, mühendistir,  üniversiteden de arkadaşımdır. Planlamacı aynı zamanda, Kalkınma Bakanımız. Bu  yap-işlet-devretlerde ulaştırma sektörü başı çekiyor. Aşağı yukarı 36 milyar  dolar sadece ulaştırma sektörünün, diğerleri de diğer sektörlerden." diye  konuştu.
 
Enerji ve tarım sektöründeki yatırımlar
 
 Enerji sektörünün de önemine işaret eden Yıldırım, enerji talebine  yönelik yatırımlarla 2002 yılında yaklaşık 32 bin megawatt olan kapasitenin  2017'de 81 bin 400 megawatt'a çıktığını vurguladı. Yenilenebilir enerji konusunda  da önemli adımlar atıldığını ifade eden Yıldırım, bu kaynakların  çeşitlendirilmesi gerektiğini söyledi. 2002'de 12 bin megawatt yenilenebilir güç  bulunduğuna işaret eden Yıldırım, bugün 36 bin Megawatt'ın geçildiğinin altını  çizdi.
 
Tarım sektörüne desteklerin de 2002'de 2 milyar liranın altında  olduğunu vurgulayan Yıldırım, bugün bu rakamın da 13 milyar liraya çıktığını  bildirdi. Bu alanda 6 kattan fazla bir artış olduğuna işaret eden Yıldırım,  imalat sanayinde katma değer üretmenin de önemli olduğunu söyledi. Dünyada katma  değer sağlayan ürün imalatında Türkiye'nin 2002'de dünyada 20. sırada, Avrupa'da  ise 10. sırada olduğuna değinen Yıldırım, "2015 verileri var. Dünyada 16. sıraya,  Avrupa'da da 6. sıraya yükselmişiz. Bu yetmez. Üç kat beş kat giderken burada  ufak gidiyoruz. Demek ki ne yapacağız? Daha fazla akıl terini alın terine  katarak, katma değeri yüksek ürünlere gideceğiz." dedi.
 
Bilgi yoğunluklu yatırımlara yönelmek gerektiğini vurgulayan Yıldırım,  sözlerini şöyle sürdürdü:
 
 "Bilgiye sahip olmak, bilgiyi üretmek, bilgiyi kaynağa dönüştürmek. Şu  anda Türkiye'nin ihtiyacı olan bu. Bunun için de araştırma geliştirme,  yenilikçilik çok önemli. Yerli patent başvuru sayısında da kayda değer bir  gelişme görüyoruz. 2002 yılında sadece 414 yeni patent başvurusu bir yılda  yapılmışken, 2016'da 6 bin 445 yeni patent başvurusu olmuş. Bu da Türkiye'nin  dinamik gücünün, sanayicisinin, işadamının ne kadar yeniliğe açık, ne kadar  dönüşüme açık, geleceğe yönelik ne kadar olumlu bakış açısı olduğunu gösteriyor.  Artık gelecek sanal gerçeklikte. Yavaş yavaş dünya, sanal gerçekliğe doğru  gidiyor, yani yapay zekaya gidiyor. Bunlar ülkeleri diğerleri ile fark yapacak  işlerdir. Makine imalatı, büyük tezgahlarda üretilen parçalar bizi farklı  yapmayacak. Akıl teriyle ürettiğimiz ürünler bizi farklı yapacak. Onun için daha  fazla araştırma, daha fazla geliştirme, daha fazla yenilikçilik. Bunlara kafa  yoracağız. Herkesin yaptığı işi yaparak fark oluşturamayız. Herkesin yaptığından  daha farklı bir işi yapmak, büyük fark oluşturacak. 100-150 yıllık geçmişi olan  şirketler artık büyük cirolu şirketler değil. Dünyada bilinen 15 yıllık geçmişi  olan şirketler, onları üç kat, beş kat geride bıraktı ciro olarak. O şirketler de  akıl terini kullanan şirketler. Demek ki akıl teri, alın terinin yerini almaya  başladı ama sadece akıl teriyle olmaz. Alın teriyle akıl teri beraber çalışacak  ve bu şekilde ülkemiz beklediğimiz yere gelecek."
 
Başbakan Yıldırım, bugün nüfusun neredeyse tamamına mobil telefon  verebilecek kapasiteye ulaşıldığını, bu rakamın da göreve geldiklerinde 22  milyonun altında olduğunu bildirdi. İnternet erişimi bakımından nüfusun yüzde  82'sine ulaşıldığının altını çizen Yıldırım, "Coğrafi alan olarak yüzde 95'teyiz.  Ancak bilgi toplumu, yani internet üzerinden ticaret yapma, seyahat etme,  devletten hizmet alma, e-devlet gibi, 'bilgi toplumu' diye bahsedilen ölçüde  yüzde 68'deyiz. Biz göreve başladığımızda yüze 40'ın altındaydık. Avrupa  ülkelerine neredeyse yaklaştık, altyapımız da ona göre çok güzel gelişiyor."  değerlendirmesini yaptı.
 
Eğitim yatırımları
 
Eğitimde de 300 bin yeni derslik yaptıklarını, 500 bin yeni öğretmen  atadıklarını ve üniversitelerin sayısını 76'dan 85'e çıkardıklarını kaydeden  Yıldırım, bu anlamda "muazzam bir altyapı eksikliğini giderdiklerini" ancak  içerik konusunda hala yapılacak işleri olduğunu ifade etti.
 
Bugün gençleri mesleğe yönlendirmede yeterli bir eğitim altyapısı  olmadığının altını çizen Yıldırım, "Herkesin normal lise ile geleceğini  planlaması büyük bir açmazdı. Gelişmiş ülkelerde temel öğretimden ortaöğretime  geçerken, yüzde 70'i öğrencilerin kararını veriyor. İlim adamı mı olacak,  zanaatkar mı olacak, meslek sahibi mi olacak, bunun kararını veriyor. Biz liseyi  bitirinceye kadar ne olacağımıza karar vermiyoruz." dedi.
 
Bu anlayışla işlerin planlamasını yapmanın da kolay olmayacağının  altını çizen Yıldırım, şöyle devam etti:
 
"Onun için bu TEOG meselesini bu çerçevede görmek lazım. Bir sınavla  öğrencilerin bir sonraki adımını belirlemek öğrencilere de haksızlıktır, okula da  haksızlıktır, veliye de haksızlıktır. Bu bir süreç. Ta ilkokula başladığı günden  başlıyor, ortaöğretim, yani bizim anladığımız şekliyle lise yıllarına gelinceye  kadar öğrencinin şekillenmesi lazım. Kabiliyeti ne, nereye gidecek? Bunu da aile,  okul, öğrenci birlikte inşa edecek. İşte yapmak istediğimiz bu. Bir sınav  yaparak, kaderini bir sınavın stresine öğrencileri bağlamak istemiyoruz."
 
Sağlık kuruluşlarını tek çatı altında topladıklarını ve yaşanan  çilelere son verildiğini kaydeden Yıldırım, bu alanda Avrupa ülkelerinin bile  gıptayla bakacağı bir konuma gelindiğini söyledi.
 
Türkiye'de 2002'deki bebek ölüm oranı binde 31,5 iken 2016'nın sonunda  bu oranın binde 7'ye düştüğünü vurgulayan Yıldırım, doğumda anne ölüm oranının da  binde 64'ten binde 14'e gerilediğini ifade etti.
 
Yoksulluk ve sosyal yardımlarda da Türkiye'nin önemli bir mesafe  katettiğini vurgulayan Yıldırım, şunları söyledi:
 
 "2002 yılında 2 milyar lira civarında sosyal yardım var, belediyelerle  5-6 milyar lira. Bugün ne kadar? 33 milyar lira devlet sosyal destek veriyor,  vatandaşlarına engellilere, yaşlılara, gelir düzeyi yeterli olmayanlara. Bizim  kamu yatırımları ne kadar geçen sene? 127 milyar lira kamu yatırımı var, 33  milyar lira sosyal destek var. Yani belediyeler hepsi dahil, 127 milyar lira  devlet yatırım yapıyor ama insanına da 33 milyar bütçesinden kaynak aktarıyor.  Tabii ki aktaracak. Sosyal devlet lafla olmaz, vatandaşına sahip çıkmakla olur.  Daha fazlasını yapacağız. Nasıl yapacağız? Daha fazla büyüyeceğiz. Ekonomimizi  daha fazla büyüteceğiz. Milli gelirimizi daha çok artıracağız, oluşturduğumuz  katma değeri de vatandaşımıza vereceğiz. Hedefimiz bu."
 

HABER ÖNERİLERİ

Canlı yayında flaş açıklama: "Melih Gökçek istifa edecek!"

AK Partili Aydın: Misliyle muamele ederiz

Maliye Bakanı Ağbal: Dönen oyunları çok iyi biliyoruz!

Cumhurbaşkanı Erdoğan: İstanbul'un kıymetini bilemedik

Deniz Baykal'ın eşi yaşananları anlattı

Çavuşoğlu, Hollywood yıldızları için devreye girdi

Kulisleri sallayan bomba iddia! İstifa etmezlerse...

Gökçek’ten günler sonra ilk tweet

Başbakan Binali Yıldırım'dan sert çıkış: Sen kim oluyorsun?

Başbakan Yıldırım gazeteciler gününü unutmadı