Kürşad Zorlu

tüm yazıları
RÖPORTAJ
e-posta gönder

Toplumsal çözülme ve ‘İnsani vatanperverlik’

25.08.2018 Cumartesi
Son dönemde yaşadığımız ekonomik ve sosyal sıkıntılar toplumsal sistemimizde derin yaralar açıyor. Bizler bunun farkına vardığımızda uzun bir zaman dilimini geride bırakmış oluyoruz. Çünkü toplum denildiğinde onun bir yapısal formdan ibaret olduğunu idrak etmek gerekiyor. Bu yönüyle değişim her zaman bir bütün ya da sürekli bir biçimde görünüm arz etmiyor. Sosyolog Ginsberg, toplumdaki değişimin onu oluşturan parçalar arasındaki denge kaybı ile başladığından söz eder. Yani kendi aramızda “bu toplum ne kadar değişti?” dediğimizde kendi parçamızın veya bütünde bize yansıyan fotoğrafla bir yargıya varıyoruz demektir. Daha ötesi ise bilimlik araştırmalarla fark edilebilir.
O halde yapmamız gereken, teknolojinin ve küresel araçların her yanımızı kuşattığı bu ortamda değişime uygun bir değerler alt sistemi kurabilmektir. Zira sanayi devrimi, ardından gelen kentleşme süreci ve son olarak küreselleşmenin kuşatıcılığı karşısında toplumsal direnç mekanizmasını kuvvetlendirmekten başka çare yoktur. Prof. Dr. Mümtaz Turhan toplumdaki bu değişim kapasitesini kültür değişim değerlendirir. Orada ayrımı yapılan ve değişimi kaçınılmaz olan maddi ve manevi kültür unsurları iyi kontrol edilemezse devletin insan unsuru ciddi şekilde sarsılabilir. Bugün pek çok Avrupa ülkesinin güçlü teknoloji veya daha yüksek bir milli gelire rağmen içinden çıkamadığı sorun da budur. Kendilerine uygun bir değerler sistemini inşa/kontrol edememek…
 
Bu noktada Prof. Dr. Erol Güngör’ü anımsamak gerekir. Güngör o yıllarda küreselleşme süreci kendisini gösterirken batılılaşma/modernleşme olgusu hakkında “tekniğini alalım gerisini bırakalım” diyenlere özetle şöyle demektedir: “Üretilen aslında o tekniğin bir ürünüdür tekniğin de nasıl üretildiğini almak gerekir.” İşte bu noktada Güngör, kendi kültürel sistemimizi güçlü ve dışarıdan gelecek saldırılara karşı dirençli kılmanın endişeleri ortadan kaldıracağını ortaya koyar.
Şimdi Türkiye’nin önünde çok daha engebeli bir yol var. Bu yol sanıldığı gibi kısa da değil. Bir tasavvur süreci ve bir nesil inşasına kadar uzanıyor. Dolayısıyla hem mevcudu dirençli hale getirecek hem de geleceği dirençli kılacak bir değerler sistemine ihtiyacımız var. 
 
Karşı tarafı alt etme, bağırarak üstünlük kurma ve nepotizm ile etrafı kuşatma… Böylesi yönelimler çoktan bizi biz olmaktan çıkarmaya başladı. Evin içini her geçen gün sıklaştırmak gerekirken ayrıştıran, birbirimizi örseleyen bir kültürel alt sistem bize dayatılıyor. Bunun topla tüfekle ilgisi yok. Büyük bir kahramanlıkla aldığımız, muhafaza ettiğimiz bu vatanı, dağıtılan kültürel sistem üzerinden ele geçirmek mümkün değil mi zannediyoruz!
 
Ve şimdi bu değerler sistemini onaracak, nesillere aktaracak bir etkili hamleye gerek var. Örneğin tozlu raflardan çıkarmamız gereken “İnsani Vatanperverlik” tezi gündeme taşınmaya değer. Hilmi Ziya Ülgen’in Kurtuluş Savaşı sonrası ülkeyi bir arada tutmak için geliştirdiği bu yaklaşım benzerleri ile desteklenmeli ve hatta uyarlanmalıdır. Bireyin hem vatanperver hem de insaniyetçi olabileceği bu değerler sisteminde bir vatandaş insaniyetçi olduğu için vatanperver veya vatanperver olduğu için insaniyetçi olabilecektir. 
 
İrdelemeye devam edeceğiz…

Yazarın Önceki Yazıları

31.10.2018

Türkiye işte bu yüzden farklı...

27.10.2018

“Gevşek Federasyon” bir tuzaktır…

25.10.2018

Bu milletin adı nedir?

20.10.2018

Gökoğuz’dan verilen tarihi mesaj

17.10.2018

Kaşıkçı olayında nasıl bir arka plan olabilir?

13.10.2018

Terörle mücadelede ihmal edilemeyecek nokta

10.10.2018

Türkistan, Türkiye için neden önemli?

06.10.2018

Suriyeli gerçeğiyle yüzleşmek

03.10.2018

Doğu Türkistan Meselesinde Ne Yapılmalıdır?

29.09.2018

Çin-Avrupa koridoruna bir adım daha
daha fazlası...