Berna Laçin

tüm yazıları
e-posta gönder

Toplumsal hassasiyet ve gelişen alerjiler

05.08.2018 Pazar

Toplumsal hassasiyet”... Gittikçe daha sık duyuyoruz... Peki nedir bu “toplumsal hassasiyet” ve sınırları neler? Elbette ki yeni bir kavram değil, çocukluğumuzdan beri duyduğumuz ama toplum olarak aşmak şöyle dursun topluca besleyerek, nur topu gibi büyüttüğümüz bir kavram. Gelin birlikte düşünelim üzerine... “Hassasiyet” minimal bağlamda tutulduğunda, “duyarlılık” olarak ele alınabilir. Duyarlılık da kuşkusuz, incelik, zarafet, karşıdakini anlama ve ona saygı gösterme, duygularını paylaşma noktasında çok incelikli bir durum. “Toplumsal duyarlılık” ise,  kişilerin yaşadığı dünya ve çevresindekilerle ilgili sorumluluk alma bilinci olarak tarif edilebilir. Bu da pozitif bir davranış biçimi geliştirmek için çabalamayı gerektirir. Misal olarak, doğaya, hayvanlara, çocuklara karşı “toplumsal duyarlılık” kavramının gelişmesi, bireyin bu konulara karşı olumlu, iyilik ve fayda içeren bir davranış bilinci geliştirmesi, ”toplumsal duyarlılık” örneğidir. Kuşkusuz ki bu her toplum için arzu edilen bir hassasiyettir. Daha iyi bir yaşam biçimi getirir.

Bizim günlük dilde duymaya alışık olduğumıuz haliyle “Toplumsal hassasiyet” ise, sınırları günden güne gelişirken seviyesi de artan, öfke, nefret, cezalandırma arzusu ile hareket eden bir histeri hali olarak karşımıza çıkıyor. Aşırı hassasiyetin yol açtığı bir travmatik davranış biçimi söz konusu olan. Hassasiyetin seviyesindeki yükselişi ise insan bünyesi ile benzer düşünmek gerek. Örneğin, vücudun herhangi bir besine duyarlılık göstermesi, nasıl ki bünyenin o içeriğe töleransının azalmış olması ile ilgili bir hastalık alamet-i ise, toplumsal hassasiyetin  de tahammülsüzlük sınırında olması o noktada bir sıkıntının varlığına işaret eder. Toplum bilimcilerin de sıkça vurguladığı gibi, bir ülkede sürekli toplumsal hassasiyetlerden konuşulması, orda yerine oturmamış bir düzeninin ya da değişmekte olan sancılı bir sürecin yarattığı rahatsızlık hissinin dile ve kimi zaman eyleme dökülmüş halidir. Hassasiyet önce alınganlığa dönüşür. Her kesimin kendi siyasileri tarafından bir yönetim biçimi olarak kurcalandıkça hassasiyetin artan seviyesi, toplumsal bünyeyi, tıpkı bir insan bünyesinde olduğu gibi kaçınılmaz olarak hasta eder. Artık dokunulduğu an bağıran, kendi bile canı acıyıp acımadığını tartmaktan korkan, biraz da bu yüzden sürekli bağıran, muayenesi bile imkansızlaşan hastalar gibi, toplumlar da çığırtkanlaşır. Her ülke büyük travmalarını tedavi edene kadar benzer süreçlerden geçer. Bir ülkenin gelişmesi ise, ancak hassasiyet seviyesini düşürüp, tahammül seviyesini yükselttiğinde, kısaca tabularını büyük oranda aşmasıyla mümkün olur. Fikirleri ceza ile dize getirmeyi değil, tahammül ile dinlemeyi öğrenen nesiller ancak bir ülkeyi büyütebilirler.

Toplumsal saygı

Kısaca, toplumların bilinçaltına yerleşmiş tüm simgeler elbette incelikli bir toplumsal saygı taşıyan unsurlardır. Küfür, aşağılama, açıktan hakaret ve kaba saldırılardan muaf tutulmaları saygı icabıdır. Ama dokunulmayacak, hiç konuşulmayacak, cümle içinde kullanılmayacak, yasaklı sayılıp linç kültünü koruma olarak yanında taşıyacak kavramlar olarak kodlamak, hassasiyet değil  toplumsal alerji oluştuğunun göstergesidir. Bir süre sonra herkesin birbirine alerji geliştiridiği, birinin diğerini yok ederek ayakta kalmaya çalıştığı, bölünmeye ve çöküşe mahkum bir süreç başlar.

Bu sebepledir ki a dostlar, nasıl ki birinin çiçeğe, ağaca, hayvana alerjisi var diye, suç doğanın değilse, alerjisi tahrik olmasın diye ağaçları, çiçekleri talan etmesi doğru değilse, nasıl ki alerjisi olan kişinin tedavi görmesi gerekli ise ve bunun da ancak “aşılama” ile yani bünyesini tahrik eden şeylerle yavaş yavaş temas edip, onlara alışması çözüm ise, toplumsal alerjilerin yok edilmesi için de demokratik ve özgür bir ortamda herkesin her fikri duymaya alışması gerekir. Toplumsal hassasiyetin de yakıp yıkma hakkı anlamına gelmediğini, doğaya, hayvanlara, çocuklara, yaşlılara, farklılara, engellilere, kısaca ihtiyacı olanlara karşı olumlu davranış biçimi geliştirmek demek olduğunu artık ülkece içimize sindirmeliyiz.

Yazarın Önceki Yazıları

16.09.2018

Okullar açılırken veli dilekleri

09.09.2018

Nobel Akademisi’nde kriz

08.09.2018

“Y” ile “Z” kuşağı yetersiz ve mutsuz

02.09.2018

Çocukları kandileriyle başbaşa bırakın

26.08.2018

Bu günlerde içime işleyenler...

19.08.2018

Bodrum sosyete pazarı yaz modasına yön veriyor

12.08.2018

Ülkenin mutlulukla bir ilgisi olmalı

05.08.2018

Toplumsal hassasiyet ve gelişen alerjiler

29.07.2018

Yeşile doyacağınız bir tatil rotası Karadeniz

01.07.2018

3 milyondan fazla genç için heyecanlı günler
daha fazlası...