İbrahim Seten

tüm yazıları
e-posta gönder

“Denizli’nin hastalığı” konusu beni bıktırdı!

10.06.2010 Perşembe
Reha Muhtar, dün çok ağır bir yazı kaleme aldı Mustafa Denizli ile ilgili medyada çıkan haberlere dair.. Kendisini 2. kattaki lebi-derya odasında ziyaret etmek yerine bu yazıyı yazdım..

DEĞERLİ ağabeyim Reha Muhtar, Denizli krizinde yaşananlara bir gazeteci olarak yüreği dayanmadığı için, engin gazetecilik deneyimini biz genç meslektaşlarına aktarmak amacıyla hoş bir yazı kaleme almış, (Dünkü VATAN)..

Şükür Allah’a, bugünleri de gösterdi bana: Ercan Güven ile Reha Muhtar da demek ki bir konuyla ilgili aynı fikirde buluşabiliyormuş.. İkisinden hangisi doğru yolu buldu, bilmiyorum.. Ama Türk medyasına hayırlı ve uğurlu olsun..

***


REHA Ağabey, Denizli krizinin medyada ele alınış biçimiyle ilgili çok net eleştiriler yapmış.. Bu konuda diğerlerinden farklı çizgide yayın yapan tek gazete olduğumuz için üzerime alındım bazı eleştirilerini.. Satır arasından sarfettiği “yalan yanlış yazan gazeteci”, “utanmadan sıkılmadan nasıl yazıyorlar?”, “sahtekârca”, “riyakârca” bölümlerini ise hiç mi hiç üstüme almıyorum.. Çünkü O, beni bilir.. Bana böyle hitap etmez, edemez ama aradan başkalarına da göndermelerini yapmış olabilir.. Bunun aksini düşünürsem, o zaman ona da ayrı cevap veririm..

REHA Ağabey ile 2. kattaki lebiderya odasına uğrayıp 10 dakika içinde yanlış ve eksik anlamaları giderebilirim.. Ama Türk medyasında onun gibi 500 kişi var, Beşiktaş Schuster ile anlaştığı gün “Biz dememiş miydik? Beşiktaş Denizli’ye oyun oynadı işte.. Kaçın kurrasıyız bugüne bugün” demek üzere kalemlerini bileyleyen.. Bu yazıyı topuna yazıyorum..

DİYOR ki Reha Ağabey:

1 Tansiyonu 22’ye fırlayan yüksek tansiyonlu biri, Çeşme’den uçağa biner de İstanbul’a mı gelir muayene olmak için? Yoksa Çeşme’de bir hastaneye mi gider?

2 Türkiye’de Mete Düren’den başka doktor mu yok ki, illa o kadar kilometre yapıp sağlığını tehlikeye atıyor bu Denizli..

Hipertansiyondan dertli biri olarak cevap veriyorum kendi adıma:

1 Aklı başında hiç kimse gelmez.. Ama kendisinin de yakından tanıdığı Mustafa Denizli de bu yönlerden “arızalı” bir şahsiyettir.. O anda hipertansiyon krizi yaşadığını bilmiyor.. Doktoru Firuzan Hanım onu İzmir 9 Eylül Üniversitesi’ndeki bir uzmana yönlendirmesine rağmen, tanıdığı ve güvendiği bir doktora geliyor koşa koşa.. Aldığı riskin ne olduğunu bilmeden üstelik.. Yüksek basınçtayken beyin kanaması tekrarlasa şu anda bunu konuşuyor olacaktık büyük ihtimalle..

2 Denizli’nin asıl doktoru Firüzan Numan, Mete Düren değil.. Numan’ın ne kadar önemli bir isim olduğunu da google’a giren herkes rahatlıkla öğrenebilir.. Denizli o sabah Numan’a diyor ki: “Müthiş başağrım var.. 2 gündür beni uyutmuyor.. Uçağa binmemde sakınca var mı?” Numan’dan izni alıp geliyor ve İstanbul’daki muayenede anlaşılıyor derdinin yüksek tansiyon olduğu..

***


İSTEYEN istediği şeye inanabilir.. Hatta gerçekle ilgilenmez bile, yazacağı “flaş”ı bol senaryoya uygun söylentiyi gerçekmiş gibi ambalajlayıp sunabilir.. Beni ilgilendirmez.. Ama artık sıkıldım..

BEŞİKTAŞ-Denizli krizinde atıp tutanlara bu vesileyle ben de şunu sormak istiyorum.. Bu hastalık konusunda yetkili ağız sayısı kaç olabilir? Bir elin parmaklarını geçmez.. Kalem oynatanlardan kaçı Mustafa Denizli’yi, Prof.Dr. Firuzan Numan’ı, Prof.Dr. Mete Düren’i, Yıldırım Demirören’i veya Schuster ile imza attığı ilan edilen Serdal Adalı’yı arayıp bilgi aldı? Kafasındaki sorulara yanıt aradı.. Ki, “Denizli hasta filan değil, Beşiktaş onu kandırdı” şeklindeki şehir efsanesini gerçek kabul edebiliyor.. Peki, şu bilgi çağında bu kadar az bilgiyle böyle iddialı yorum yapmanın modası geçmedi mi artık?

BİZ saydığımız insanların hepsiyle konuşarak haberi oluşturuyoruz.. Diğerleri bizim yazdıklarımıza bakıp “Şurasını beğenmedim, o zaman bu işte komplo var” diyorlar.. Demeye de devam edecekler anladığım kadarıyla.. E be kardeşim, bir zahmet kaldırın kıymetli gövdelerinizi, siz de takip edin neler olduğunu.. Siz, bizzat çözün o denklemi.. Biz de yorumları yapalım gönül rahatlığıyla..

***


GÖZLERİNDEN öpmeden önce bir sorum var Reha Ağabey’e..

- G.Saray-F.Bahçe derbisinden sonra Leo Franco’nun o golü bilerek yediğini ifşa ettin ya (5 Mayıs, 2010, Vatan).. Bana önerdiğin gazetecilik tekniklerinden hangisini uyguladın Leo Franco’nun maçı sattığını ortaya çıkarırken? Uygulamadıysan, dün kaleme aldığın yazının son dörtlüğünü okumanı öneriyorum.. Şu:

“Siz bu senaryoya inanır mısınız? İnanmıyorsanız koskoca gazeteciler, utanmadan, sıkılmadan nasıl yazıyorlar bu olayı böyle?

Ben gazetede, TV’de yönetici olacağım da, bana muhabir haberi böyle getirecek, ben de sesimi çıkarmayacağım öyle mi?

Bu haberdeki mantık hatalarının 10’da birini yapmadıkları halde.. Yıllarca bağırdığım, çağırdığım, fırçaladığım, hayatı zindan ettiğim, 9. kattan aşağı atmakla tehdit ettiğim tüm muhabir ve kameramanlardan özür dilerim.. Size gazetecilik öğretmeye çalışmıştım..

Bilmezdim kelimelerin bu kadar sahtekârca, olayların bu kadar riyakârca saptırılabileceğini..

Bu rezaleti yaşamadan önce..”

Yazarın Önceki Yazıları

06.02.2014

İşte transfer şikesi..

06.03.2013

Çakır maçın altında ezilmedi

09.10.2012

Alex, Aykut Kocaman, Yıldırım kardeşler: Hiçbiri masum değil

29.08.2012

Alex, F.Bahce’nin Giggs’i olsun

13.11.2011

Terim’den özür diliyorum!

31.08.2011

Rus ruleti

27.08.2011

Oyuncu satacağınıza elinizi cebinize atın

20.07.2011

Denizli – F.Bahçe maçında teşvik varsa G.Saray’ı da araştırsınlar

18.07.2011

F.Bahçe düşüyor!

10.07.2011

Aziz Yıldırım bunu hak etmedi
daha fazlası...